KİTAPLAR

KATEGORİ

Liste görünümü Liste görünümü (aktif) Izgara görünümü Izgara görünümü (aktif)

Tarih

Doğu Hilafeti’nin Toprakları İslam Fethinden Timur’a Mezopotamya, Iran Ve Türkistan
%30

Guy Le Strange

Doğu Hilafeti’nin Toprakları İslam Fethinden Timur’a Mezopotamya, Iran Ve Türkistan

Çevirmen: Adnan Eskikurt & Cengiz Tomar

Kategori: Tarih

<strong>Arka Kapak Yazısı</strong> Doğu Hilafeti’nin Toprakları, Orta Çağ İslam dünyasının tarihî coğrafyasını geniş bir zaman ve mekân ufkunda ele alan, klasikleşmiş bir başvuru eseridir. Guy le Strange tarafından 1905’te kaleme alınan bu çalışma, Irak’tan Horasan ve Afganistan’a, Anadolu’dan Hârizm ve Türkistan’a uzanan geniş coğrafyayı, erken dönem İslam fetihlerinden XV. yüzyıla kadar takip ederek tasvir eder. Eserin ayırt edici yönü, tarihî coğrafyayı yalnızca hudutlar ve yer adlarıyla sınırlamayıp, insan faaliyetleriyle iç içe geçmiş canlı bir mekân anlatısı hâline getirmesidir. Elinizdeki bu kitapta; İbn Havkal, İbn Hurdâzbih, İbn Rüste, İstahrî, İdrîsî ve Kazvînî gibi Orta Çağ coğrafyacılarının eserleri; Hâfız-ı Ebrû, Yezdî ve Ebü’l-Fidâ gibi tarihçilerin rivayetleri; İbn Cübeyr ve İbn Battûta gibi seyyahların gözlemleriyle birlikte değerlendirilmiştir. Böylece İslam coğrafya geleneğinde dağınık hâlde bulunan malumat, sistematik bir bütünlük içinde bir araya getirilmiştir. Eserde eyaletlerin topografyası, şehir ve kasabaların konumu, tarım ve mahsuller, ticaret yolları ve emtia, yapılar ile yerleşim birimleri arasındaki mesafeler ayrıntılı biçimde ele alınır. Bölümler, Mezopotamya’dan İran’a ve Orta Asya’ya uzanan eyaletleri adım adım takip eden düzeniyle, hem karşılaştırmalı okumaya hem de müracaat amaçlı kullanıma imkân tanır. Aradan geçen zamana rağmen değerini yitirmeyen Doğu Hilafeti’nin Toprakları, Orta Çağ İslam tarihini mekân üzerinden anlamak isteyen tarihçiler, coğrafyacılar ve araştırmacılar için vazgeçilmez bir kaynak olma niteliğini bugün de sürdürmektedir.
Belediye Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Yerel Yönetimler
%30

Mehmet Güneş

Belediye Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Yerel Yönetimler

Kategori: Tarih

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Osmanlı Devleti’nde klasik dönemde belediye hizmetleri, merkezi yönetimin atadığı görevliler ve vakıflar aracılığıyla yürütülmekteydi. Ancak 19. yüzyılda, özellikle ticari açıdan gelişmiş liman şehirlerinde yaşayan tüccar, banker ve yabancı unsurların artan talepleri bu yapının değişmesini zorunlu kıldı. Tanzimat döneminde merkezi hükümet, Kırım Savaşı sırasında İstanbul’a gelen yabancıların beklentilerini de dikkate alarak 1855’te Şehremaneti’ni kurdu. Bu kurum, modern belediyeciliğin ilk adımı olmakla birlikte beklenen başarıyı tam olarak sağlayamadı. Bunun üzerine 1857-1858 yıllarında Beyoğlu-Galata bölgesinde Altıncı Daire-i Belediye oluşturularak yeni bir düzenlemeye gidildi. Avrupa, özellikle de Fransız yerel yönetim modeli örnek alınarak başlatılan bu süreç, 1860’lardan itibaren İstanbul’un dışına da yayıldı. Mali zorluklara rağmen devlet, belediye teşkilatını geliştirmek için çeşitli hukuki düzenlemeler yaptı. 1877’de çıkarılan kanunlarla belediyelerin görev ve yetkileri belirgin hâle getirildi. Zamanla yaygınlaşan belediye meclisleri, sınırlı da olsa seçim uygulamalarıyla toplumsal düzeyde demokratik bilincin gelişmesine katkı sağladı. Bu yönüyle Osmanlı belediyeciliği, Cumhuriyet dönemindeki yerel yönetim anlayışının temelini oluşturdu. Arşiv belgeleri, salnameler ve birinci el kaynaklara dayanan bu çalışma; geleneksel düzenden modern belediyeciliğe geçişi tüm evreleriyle analiz etmektedir. Kitap, Osmanlı idari mirasının Türkiye Cumhuriyeti yerel yönetim geleneğine nasıl temel teşkil ettiğini merak eden okurlar için temel bir rehber niteliğindedir.
Molla Sadrâ
%30

Sayeh Meisami

Molla Sadrâ

Çevirmen: Abuzer Dişkaya

Kategori: Tarih

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Molla Sadrâ, İslam felsefesinin geç döneminde ortaya koyduğu düşünce sistemiyle, felsefe, kelam ve tasavvufu ortak bir metafizik çerçevede yeniden yorumlayan önemli bir filozoftur. “Aşkın Felsefe” (Hikmet-i Müteâliye) olarak bilinen yaklaşımı, varlık anlayışı, bilgi teorisi ve insanın ontolojik konumuna dair geliştirdiği kavramlarla sonraki yüzyıllarda geniş bir etki alanı oluşturmuştur. Sayeh Meisami tarafından kaleme alınan elinizdeki bu kitap, Molla Sadrâ’nın hayatını ve entelektüel çevresini ana hatlarıyla ele aldıktan sonra, onun düşüncesinin temel meselelerini açık bir anlatımla inceler. Varlık ve mahiyet ilişkisi, varlığın mertebeleri, bilen ile bilinenin birliği, huzurî bilgi, hayal âlemi ve cevherî hareket gibi kavramlar, Sadrâ felsefesinin bütünlüğü içinde değerlendirilir. Eserde ayrıca Tanrı’nın birliği, ilahî bilgi, özgür irade ve diriliş gibi klasik metafizik meselelerin Sadrâ’nın düşüncesinde nasıl yeniden ele alındığı gösterilir. Son bölüm ise filozofun öğrencileri, eleştirmenleri ve sonraki dönemlerdeki etkisi üzerinde durur. Molla Sadrâ isimli bu kitap, İslam düşüncesinin önemli bir filozofunun hayatını ve fikirlerini tanımak isteyen okuyucular için kısa ve sistemli bir giriş niteliğindedir.
Devrimci Mizaç Fransız Devrimi’ne Giden Yolda Paris, 1748-1789
%30

Robert Darnton

Devrimci Mizaç Fransız Devrimi’ne Giden Yolda Paris, 1748-1789

Çevirmen: Oğuzhan Şahin

Kategori: Tarih

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Temmuz 1789’da Parisli bir kalabalığın Bastille’i basması küresel neticeleri olacak bir vakayı tetikledi: Monarşinin devrilmesi ve yeni bir toplumun doğuşu. Çoğu tarihçi bu vakayı ve Fransız Devrimi’ni, kriz içinde bir ekonomi, toplumsal sınıfların çatışması veya Aydınlanma ideolojisi gibi altta yatan tarihsel gelişmelerin bir sonucu olarak görür. Kültür tarihçiliğinin yaşayan en büyük isimlerinden Robert Darnton, bunların hiçbirini yadsımadan başka bir izah sunuyor: Bizzat Parislilerin, yani Devrim’in merkezindekilerin o vaka öncesinde ve sonrasında ne olup bittiğine dair düşünceleri, inançları ve zihniyetleri bu vakaya yön vermişti. Darnton, “devrimci mizaç” olarak adlandırdığı şeyin tezahürünü anlamak için broşürler, kitaplar, yeraltı yayınları, şarkılar, şiirler ve halka açık performanslar üzerine yaptığı araştırmalarından yola çıkarak Paris’i bir bilgi toplumu olarak inceliyor. Şehirdeki haber ağları kafelerde, pazar yerlerinde, park banklarında ve dedikoducuların favori toplanma mekânı olan Palais-Royal’deki Krakow Ağacı’nın altında yuvalanmıştı. Darnton, felaketlerle sonuçlanan uluslararası antlaşmalardan, yolsuzluklara ve kraliyet skandallarına, hayret verici sıcak hava balonu uçuşlarından yeni bir ulus anlayışına kadar Devrim öncesindeki kırk yıla yayılan olayların, sıradan Parislilerin kolektif bilincine nasıl bir yer edindiğini gösteriyor. Haberler ve fikirler, derin eşitsizliklerle dolu toplumda yayıldıkça, Kral’ın otoritesine duyulan güven aşındı, monarşinin meşruiyeti sarsıldı ve toplumsal düzen çözülüverdi. Tarihin saklı dinamiklerini büyük devinimlerin izahı olarak kullanan Darnton, rengârenk anlatısında okurunu Paris sokaklarına götürüyor. Devrimci Mizaç, Fransız Devrimi’ne Giden Yolda Paris, 1748-1789 Parislilerin zihniyet dünyasını ve Devrim’e giden o yıllarda bir halkın mizacının nasıl şekillendiğini sürükleyici bir hikâyeye çeviriyor.

Edebiyat

Mektuplar 1925-1975
%30

Martin HeideggerHannah Arendt

Mektuplar 1925-1975

Çevirmen: Melek Paşalı

Kategori: Edebiyat

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Sizin öğrencim olmanız, benim sizin hocanız olmam, aramızda vuku bulanların yalnızca bir vesilesinden ibârettir. Size hiçbir zaman sahip olamayacağım. Fakat siz bundan böyle hayatıma ait olacaksınız. Hayatım da sizinle beraber büyüyecek. —Martin Heidegger Düşünce dünyasının iki dev ismi: Martin Heidegger ve Hannah Arendt. Biri varoluşçu felsefenin mimarı, diğeri totalitarizm üzerine analizleriyle tanınan bir siyaset bilimci. Ancak bu kitabın sayfaları arasında, iki büyük zihnin entelektüel düellosunu değil, aynı zamanda yarım asra yayılan sevginin hikâyesini bulacaksınız. 1925 yılında, Marburg’da genç bir öğrenci ile evli bir profesör arasında başlayan bu ilişki, Avrupa’nın en karanlık dönemlerine; Nasyonal Sosyalizmin yükselişine, savaşa ve sürgüne tanıklık eder. Arendt’in Yahudi kimliği nedeniyle Almanya’dan kaçışı ve Heidegger’in Nazi Partisi’ne katılımıyla kopma noktasına gelen bağları, yıllar sonra, affedişin ve anlamanın sınırlarını zorlayan bir mektuplaşma trafiğiyle yeniden kurulur. Mektuplar 1925-1975, felsefenin en insani hâliyle, aşkın en felsefi hâlinin birbirine karıştığı; sadakatin, ihanetin, hayranlığın ve entelektüel yoldaşlığın bir belgesidir. Bu mektuplar, düşüncenin gölgesinde yeşeren ve tarihin fırtınalarına direnen bir yakınlığın, "öteki"ne duyulan inancın öyküsüdür.
İstanbul'dan Londra'ya Şileple Bir Yolculuk
%30

Faik Sabri Duran

İstanbul'dan Londra'ya Şileple Bir Yolculuk

Kategori: Edebiyat

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Çarkçıbaşı tam bir Felemenkli tipi... Başında bir kalpağı ve bol şalvarı ile ayaklarında tahta ayakkabıları eksik... Mavi gözlü, şişman bir adam... Ağzına piposunu alınca tip daha tamamlanıyor. Kendine mahsus garip bir İngilizceyle bana Türklerden bahsediyor. “Balkanlılar içinde en çok Türkleri severim” diyor ve on yaşındaki çocuğunun Türkleri nasıl tasavvur ettiğini birçok jestler yaparak anlatıyor. Bu jestlere nazaran çocuğun hayalinde doğan Türk tasviri palabıyıklı, şalvarlı ve yatağanlı bir yeniçeri ağası olsa gerek. İstanbul’un hareketli limanından Londra’nın sisli kıyılarına uzanan sıra dışı bir yolculuk... Jules Verne ve Camille Flammarion gibi isimlerden etkilenerek coğrafyaya ve yazmaya ilgi duyan, bu ilgisini Sorbon Üniversitesi’nde coğrafya eğitimiyle pekiştiren Faik Sabri, Prof. Erich Obst ile İstanbul Üniversitesi’nde Coğrafya Enstitüsü’nü kurarak akademik alanda da öncü bir figür olarak karşımıza çıkar. Faik Sabri, “Telamon” adlı bir şileple çıktığı bu macerada, sadece bir coğrafyacı değil, aynı zamanda bir yazar ve düşünür olarak da yansıyor satırlara. İzmir’in canlı sokaklarından Pire’nin antik limanına, Amsterdam’ın kanallarından Londra’nın tarihi dokusuna uzanan bu rota, yazarın zengin deneyimleri ve derin gözlemleriyle hayat buluyor. Kitap, sadece coğrafi bir rotanın izinden gitmiyor, aynı zamanda farklı kültürlerin, insanların ve yaşam tarzlarının da kültürel haritasını çıkarıyor. VakıfBank Kültür Yayınları etiketiyle yayınlanan bu kitap, bir dönemin Avrupa’sına açılan bir pencere olmasının yanı sıra aynı zamanda bir yazarın iç dünyasına yapılan yolculuğu da gözler önüne seriyor.
Karagöz Beyoğlu’nda
%30

Ali Sami

Karagöz Beyoğlu’nda

Kategori: Edebiyat

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Geleneksel perdenin sınırlarını aşıp yazılı kültüre adım atan Karagöz, bu kez modernleşen İstanbul’un ışıltılı ve tekinsiz labirenti Beyoğlu’nda karşımıza çıkıyor. Ali Sami’nin kaleme aldığı Karagöz Beyoğlu’nda, geleneksel bir figürü modern romanın imkânlarıyla yeniden kurarken onu yalnızca bir mizah öznesi değil, modernitenin cazibesi içinde arzulayan, sarsılan ve savrulan bir “insan” olarak sahneye çıkarıyor. II. Meşrutiyet’te şekillenen bu roman, dönemin eğlence dünyasını ve toplumsal kırılmalarını çarpıcı bir atmosferle sahneye taşıyor. Karagöz, ahlaki bir çözülüşe ve psikolojik bir savruluşa sürüklenirken Hacivat onu eski dünyasına bağlayan son denge unsuru olarak karşımıza çıkıyor. Karagöz Beyoğlu’nda, eski ile yeninin, masumiyet ile sefahatin çarpıştığı trajikomik bir atmosferde, gölge perdesinden matbuata hicret eden bir figürün modern edebiyattaki yeniden doğuşunu müjdelerken okuru İstanbul’un eğlence ve dönüşüm haritasında benzersiz bir keşfe çıkarıyor.
Bütün Şiirleri (Ciltli-Sert Kapak): Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârlarıyle, Rubâîler ve Hayyam Rubâîlerini Türkçe Söyleyiş Patlangac
%30

Yahya Kemal

Bütün Şiirleri (Ciltli-Sert Kapak): Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârlarıyle, Rubâîler ve Hayyam Rubâîlerini Türkçe Söyleyiş

Kategori: Edebiyat

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> “Şiirde muvaffak olmanın ilk şartı şahsî bir dil sahibi olmaktır. Şiir, dile tasarruf şekliyle hususiyetini kazanır. Fakat Yahya Kemal’in bulduğu dil sade kendisi için değildir. O bizim dilimizi bulmuştur. O’ndan evvel, O’nunla beraber bu işte çalışanlar elbette vardı. Fakat kendisini kabul ettiren O’dur. Bu demektir ki, sade dili değil, şiiri de buldu.” Ahmet Hamdi Tanpınar Yeryüzünde yegâne ihtirasım, milletimin lisanında, istediğim gibi birkaç manzume vücuda getirmek diyen, Yaratıcısından “bir ses yaratan kudret”i isteyen Yahya Kemal, şiirlerini nadir görülecek bir sabır ve titizlikle kaleme alan, mükemmel ve pürüzsüz söyleyişi yakalamadan tatmin olmayan büyük bir şairdir. Bazılarını kırk yılda tamamladığı şiirleriyle, sadece büyük bir seviye değil, hem kendi aktüalitesi içinde hem de kendisinden sonra gelen pek çok şair üzerinde mutlak tesiri ve söylenmiş her güzel mısrada az çok hissesi olan bir kutuptur. Elinizdeki kitap, Türkçenin yirminci yüzyıldaki en büyük şairlerinden birinin, mâzi ile gelecek arasında bir köprü vazifesi görmüş, bir medeniyetin sesi olmuş, klâsik zevkle modern duyuşu harmanlamış bir dil işçisinin, Yahya Kemal’in, bütün şiir kariyerinin mahsulü olan üç eserini bir arada sunan bir çalışmadır: Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyle ve Rubâîler ve Hayyam Rubâîlerini Türkçe Söyleyiş. Şiirlerin yazılış süreçlerine dair anekdotlar, açıklayıcı notlar ve ilk kez yayımlanan görsel ve eskizlerle zenginleştirilmiş bu eser, Yahya Kemal’in estetik ve düşünsel dünyasına benzersiz bir kapı aralıyor. VakıfBank Kültür Yayınları ve İstanbul Fetih Cemiyeti’nin ortak çalışmasıyla hazırlanan bu eleştirel basım, Türkçenin en büyük şairlerinden Yahya Kemal’i okurlarla buluşturuyor.

Sanat

İtalyan Ulusal Sineması
%30

Pierre Sorlin

İtalyan Ulusal Sineması

Çevirmen: Deniz Arslan

Kategori: Sanat

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Sanayileşmiş dünyanın tamamında, sinema yapımları aynı temellere dayanıyor, aynı karakter setleriyle aynı hikâyeleri anlatıyor ve aynı teknik araçları kullanıyor. Bununla birlikte, bir İtalyan filmini bir Amerikan veya Alman filminden ayırt edebileceğimizi düşünüyoruz. Onları bu kadar kolay ayırt edebileceğimize inanmamızı sağlayan şey ne peki? Sinemayı sadece toplumu yansıtan pasif bir ayna olarak değil, ulusal kimliği bizzat inşa eden kurucu bir pratik olarak konumlandıran İtalyan Ulusal Sineması, modern İtalya’nın dönüşümünde beyazperdenin oynadığı kritik rolü ortaya koyuyor. Sunduğu sosyolojik perspektifle “Sanat Sineması” ve “Popüler Sinema” gerilimini de irdeleyen eser, Türk sinemasının geçirdiği dönüşümleri ve kendi iç çelişkilerini anlamlandırmak isteyen okurlar için de eşsiz bir tarihsel ayna tutuyor. Kitap, İtalyan sinemasının bir filmografisi ve kaynakçasını da içeriyor.
Sanat Neye Yarar?
%30

John Carey

Sanat Neye Yarar?

Çevirmen: Orhan Düz

Kategori: Sanat

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Oxford Üniversitesinde verdiği edebiyat derslerinin yanı sıra, genel okura hitap eden kitap ve yazılarıyla tanınan İngiliz kültür eleştirmeni John Carey, Sanat Neye Yarar? kitabıyla ilk defa Türkiye’deki okurlarla buluşuyor. Düşündürücü, nüktedan ve sivri dilli içeriğiyle, yayımlandığı yıl İngiltere’nin entelektüel yaşamında tartışmalara yol açan Sanat Neye Yarar? sanat, edebiyat eleştirisi ve antropoloji gibi alanları harmanlıyor ve sanatın işlev(ler)i konusuna eleştirel bir katkı sunuyor. Üst-kültür ve kitle kültürü ayrımına getirdiği yeni yorumlarıyla, sanat ve edebiyata ilgi duyanlar için bir solukta okunacak, doyurucu bir çalışma Sanat Neye Yarar?
Sihirli Flüt
%30

Wolfgang Amadeus Mozart

Sihirli Flüt

Çevirmen: Murat Kaymaz

Kategori: Sanat

<strong>Arka Kapak Yazısı:</stong> “…bu delikanlı, gecenin peçesini yırtmak ve tapınaktaki büyük kutsal ışığa bakmak istiyor. …Tamino kendisini bekleyen zor imtihanlarda muvaffak olabilecek mi? … Ya içine batacağı acılardan ruhu onu terk eder ve zorlu mücadeleleri bırakırsa. O bir prens! … Daha fazlası. O bir insan!” Kutsal ışığa bakmayı istemenin bedelini insanın güçlü ve zayıf yanlarını tanıyacağı imtihanlarla ödeyen Tamino’nun yolculuğunu anlatan Sihirli Flüt operası, okuru insan olmanın anlamı üzerine bir kez daha düşünmeye davet ediyor. Sevgi, dostluk ve erdem kadar, nefret, kin ve intikam duygularının da insana özgü olduğunu anlatan eser, insanın hakikatin muhafızı olma sorumluluğu ile söz konusu duyguları yönetebileceğine dair bir umudu paylaşıyor. VakıfBank Kültür Yayınları Müzik Klasikleri’nin ilk kitabı olan Sihirli Flüt, 1791 yılında Almanya’da yapılan ilk temsilinden itibaren büyük yankı uyandırmıştır. Emanuel Schikaneder tarafından şarkılı oyun (Singspiel) olarak kaleme alınan Sihirli Flüt operası, Goethe’yi ikinci bölümünü yazmayı düşündürecek kadar etkilemiş, ilk temsilinden bir ay sonra hayata gözlerini yuman Mozart’ın notaları ile ölümsüzleşmiştir.
Batı’da ve Türkiye’de Sergicilik Tarihi
%30

Marcus Graf

Batı’da ve Türkiye’de Sergicilik Tarihi

Çevirmen: Emre Güler

Kategori: Sanat

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Sanat ve kültürün, toplumsal eğitim ve modernleşme için desteklenmesi hem Avrupa hem Osmanlı-Türk sergi tarihinde büyük öneme sahiptir. Osmanlı İmparatorluğu Tanzimat döneminde, 19. yüzyıl ortasından itibaren Batı’nın tekniği ve kültürüne uyum sağlamayı amaçlamıştır. Türkiye ise devlet destekleri ve sergi dizileriyle ülkede reform yapmayı, ulusal bir kültür geliştirmeyi ve gelişmiş Batılı devletler arasında yer almayı denemiştir. Bilimsel bir konu olarak ele alındığında sanat tarihi ve sanat bilimi, sanatın icrasında ve algılanışında sergi mekânına stratejik bir parça olarak önem vermek durumunda kalmıştır. Serginin kendisi, 1980’li yıllardan itibaren giderek artan biçimde Avrupa ve Kuzey Amerika’da kültür ve sanat biliminin konusu hâline gelmiştir. Günümüzde bienaller ve küratörlük mesleğinin popülerliğiyle desteklenen sergicilik araştırmaları, bilimin önemli bir bileşenine dönüşmüştür. Toplumsal hadiselerle birlikte örülen bu kültür ortamının çok katmanlı yapısını yansıtmaya çalışan bu eser, Osmanlı ve Türk sergicilik tarihinin 19. yüzyıldaki başlangıcından günümüze uzanan gelişim sürecini, Avrupa ve Kuzey Amerika sergicilik anlayışından nasıl farklılaştığını ve onlarla ne tür paralellikler gösterdiğini ele almaktadır.

İktisat

Oğullar da Yükselir: Soyadları ve Toplumsal Hareketliliğin Tarihi
%30

Gregory E. Clark

Oğullar da Yükselir: Soyadları ve Toplumsal Hareketliliğin Tarihi

Çevirmen: Sinan Çakır

Kategori: İktisat

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Kaderimizin ne kadarı ebeveynlerimizin ve büyükanne ve büyükbabalarımızın statüsüne bağlıdır? Bu, çocuklarımızı ne kadar etkiler? Katı sınıf yapılarının daha fazla sosyal eşitlik lehine aşındığı iddia edilse de Oğullar da Yükselir: Soyadları ve Toplumsal Hareketliliğin Tarihi, sosyal merdiveninde hareketin sekiz yüzyıl boyunca çok az değiştiğini kanıtlıyor. İktisat tarihçisi Gregory Clark, nesiller boyunca soyadlarını takip ederek ülkeler ve dönemler arasında toplumsal hareketliliği ölçen yeni bir teknik kullanarak, hareketlilik oranlarının geleneksel tahminlerden daha düşük olduğunu, toplumlar arasında farklılık göstermediğini ve sosyal politikalara dirençli olduğunu ortaya koyuyor. Clark, ABD, İngiltere, modern İsveç ve Çin’in Qing Hanedanlığı gibi çok farklı örneklerde soyadlarını inceliyor ve karşılaştırıyor. Kaderin atalar tarafından nasıl belirlendiğini ve neredeyse tüm toplumların benzer şekilde düşük sosyal hareketlilik oranlarına sahip olduğunu gösteriyor. Hareketlilikle ilgili yaygın varsayımları sorgulayan ve miras alınan avantajların derinlemesine kök salmış gücünü ortaya koyan Oğullar da Yükselir: Soyadları ve Toplumsal Hareketliliğin Tarihi, VakıfBank Kültür Yayınları aracılığıyla Türkçe literatüre sunuluyor.
Borsa
%30

Max Weber

Borsa

Çevirmen: Gürkan Başay

Kategori: İktisat

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> “Borsa günümüzde millî ekonomilerin düzenleyicisi ve organizatörü olmaya başlamıştır ve ağırlığı gitgide artmaktadır, üstelik bugünkü toplumsal düzen buna benzer bir biçimde var olmaya devam edecekse, böyle olmak zorundadır da.” Max Weber elinizdeki metni 20. yüzyılın eşiğinde, dünyada ticari küreselleşmenin zirvesine ulaştığı bir dönemde kaleme almıştır. Weber’e göre borsa bu ticari hareketliliği mümkün kılan en önemli araçlardan biridir. Weber bir yandan sarih bir şekilde borsanın işlevlerini açıklarken diğer taraftan da borsaya dair soru işaretlerini gidermeye çalışır. Metin Almanya’nın söz konusu dönemde dünya çapında bir iktisadi güç olma sancılarına ve aynı zamanda Alman toplumu içindeki sınıf çelişkilerine dair de ipuçları içerir. Weber’in söz konusu hususlara dair yaptığı yorumlar onun toplum ile iktisat arasındaki ilişkiye bakışını net olarak gösterir. Bu çerçevede Borsa’yı, takip eden yıllarda Weber’i önemli bir sosyolog olarak sahneye çıkaracak diğer metinlerine temel teşkil eden çalışmalardan biri olarak okumak mümkündür. M. Fazıl Baş’ın kitabın ortaya çıkış bağlamına dair etraflı sunuş yazısı ile yayımladığımız Borsa, Türkçedeki Weber literatürüne önemli bir katkı olarak karşımızda.

126,00 ₺ 180,00 ₺

Osmanlı İstanbulu’nda Sarraflar
%30

Hüseyin AlŞevket Kamil Akar

Osmanlı İstanbulu’nda Sarraflar

Kategori: İktisat

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Osmanlı para ve finans tarihinin en önemli aktörlerinden biri kuşkusuz sarraflardır. Bu konuda çok sayıda çalışma yapılmış olmasına rağmen, birkaç nitelikli istisna dışında, sarrafların Osmanlı finans sisteminde üstlendikleri rollerin önemiyle orantılı biçimde ele alınmadığı görülmektedir. Gerek popüler tarih anlatılarında gerekse akademik çalışmalarda, mesleğin teknik ve kurumsal boyutlarına yeterince hâkim olunmadan yapılan değerlendirmeler, sarraf figürünü indirgemeci bir stereotipe dönüştürmüştür. Anakronizme dayalı ve ideolojik yaklaşımların hâkim olduğu bu literatür, sağlam temellere oturtulmadan inşa edilen bir yapının hızla yükselmesine benzemektedir. 18. yüzyıldan itibaren giderek artan bir öneme sahip olan İstanbul sarrafları, Tanzimat Fermanı ile iltizam sisteminin kaldırılması sonrasında derin bir sarsıntı yaşamış; bu süreci atlatamayarak yerlerini dış ticaret dünyasından doğan Galata bankerlerine bırakmışlardır. Ancak bankerlerin 19. yüzyılın ikinci yarısına ait arşiv belgelerinde ve dönemin basınında sıklıkla “Galata sarrafları” olarak anılması, bu iki grubun aynı meslek zümresine mensup olduğu yönünde yanıltıcı bir algı yaratmıştır. Bu algı ise, zaten sorunlu temeller üzerine kurulu olan anlatının, farklı bir çatıyla örtülmesiyle sonuçlanmıştır. VakıfBank Kültür Yayınları tarafından Osmanlı İstanbulu’nda Sarraflar adıyla yayımlanan bu çalışma, yanlış temel üzerine kurulan binayı yeniden dönüşüme sokarak sarraf literatürünü sağlam temeller üzerine inşa etmeyi, daha özelinde İstanbul sarraflarının kimler olduğunu açık bir şekilde ortaya koymayı hedeflemektedir.
Sürdürülebilirlik ve Ekonomi ESG Çerçevesinde Finansal Uygulamalar
%30

Feyzullah Yetgin

Sürdürülebilirlik ve Ekonomi ESG Çerçevesinde Finansal Uygulamalar

Kategori: İktisat

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Sürdürülebilirlik ve ESG kavramlarına dair artan farkındalığın ve bu alandaki yenilikçi yaklaşımların, sadece çevresel risklerin yönetilmesine değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik dengeyi sağlamaya yönelik stratejik bir hamle olduğunu bir kez daha vurgulanmalıdır. Geleceğin belirsizliklerle dolu dinamik ortamında, doğal kaynakların korunması, sosyal adaletin ve şeffaf yönetişimin sağlanması yönündeki adımların, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde ortak irade ve çaba gerektirmektedir. Küresel ekonomi, çevresel krizler ve toplumsal değişimlerin kesişim noktasında şekillenen çağımızda, sürdürülebilirlik ve ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) konuları, sadece akademik bir tartışma alanı olmanın ötesine geçerek, küresel politikaların ve şirket stratejilerinin temel taşları hâline gelmiştir. Bu çalışma, kurumlarını sürdürülebilirlik ekosistemine hazırlamak, bu alandaki finansman imkânlarından yararlanmak, güncel tartışmalardan haberdar olmak ve kurumuna stratejik bir yön vermek isteyen yöneticilere bir rehber olmayı amaçlamıştır. Çağımızın en kritik konularından olan sürdürülebilirliği ele alan Sürdürülebilirlik ve Ekonomi, ESG uygulamalarını ve bu uygulamaların iş dünyası ile hukuk alanındaki yansımalarını kapsamlı ve sistematik bir biçimde incelemektedir. Kitabın her bölümü, detaylı analizler ve güncel uygulamalara dayalı örneklemelerle desteklenmiş, okuyucuya bir bilgi temeli sunacak biçimde dizayn edilmiştir. Pratik uygulama örnekleri sunarak, sürdürülebilir finansman ve ESG konularında yetkin bir kılavuz olma özelliği taşımaktadır.

Felsefe

Locke Sözlüğü
%30

John W. Yolton

Locke Sözlüğü

Çevirmen: Gökhan Murteza

Kategori: Felsefe

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> John W. Yolton, John Locke çalışmaları konusunda önde gelen isimlerden biri. Erken modern felsefe alanında yarım yüzyılı aşan akademik üretimiyle Yolton, Locke’un düşüncesini anakronik yorumlardan arındıran, terminolojiye dayalı yaklaşımıyla literatürde belirleyici bir konuma sahip. Elinizdeki kitap bu birikimin ürünü olarak, uzun yıllardır Locke araştırmaları için temel başvuru kaynaklarından biri kabul ediliyor. Locke Sözlüğü, filozofun düşünce dünyasını şekillendiren temel terimleri bir araya getirerek, eserlerine bütünlüklü bir giriş sunuyor. Locke’un eserlerinden bilim ve din anlayışına, eğitim, teoloji ve iktisat üzerine yazılarından kişisel mektuplarına uzanan geniş bir külliyat taranarak hazırlanan çalışma, 130’dan fazla madde aracılığıyla fikirlerinin kavramsal haritasını çıkarıyor. Locke’un düşüncesini yalnız uzmanlara değil, alana yeni adım atan okurlara da açık ve anlaşılır kılmayı amaçlayan eser, filozofun temel meselelerini, tartışmalarını ve etkilerini kavramak için eşsiz bir başvuru kaynağı.
Başarı ve Bastırılma
%30

Dag Nikolaus Hasse

Başarı ve Bastırılma

Çevirmen: Mehmet Zahit Tiryaki

Kategori: Felsefe

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Dag Nikolaus Hasse, bu çığır açıcı çalışmasında Rönesans’ı, Arapça kaleme alınmış bilim ve felsefe eserleriyle kurulan ilişki açısından iki yönlü bir tarihsel süreç olarak ele alıyor. Buna göre Rönesans, bir yandan Arapça bilim eserlerinin Avrupa’daki etkisinin en güçlü olduğu dönemi temsil ederken, diğer yandan Batı’nın bu mirası giderek unutmaya, hatta bilinçli biçimde bastırmaya başladığı bir sürece de işaret etmektedir. Hasse, İbn Sînâ, İbn Rüşd ve Râzî gibi büyük düşünürlerin tıp, felsefe ve astroloji alanındaki eserlerinin, matbaanın icadıyla birlikte Avrupa’da nasıl geniş bir dolaşıma girdiğini ayrıntılı belgelerle ortaya koyuyor. Ancak anlatı yalnızca bir başarı hikâyesiyle sınırlı kalmıyor; hümanist akımların yükselişi ve Kilise baskısı altında bu otoritelerin nasıl sistemli biçimde dışlandığını ve etkilerinin görünmez kılındığını da titizlikle analiz ediyor. Avrupa üniversitelerinin müfredatlarından Latince çeviri tekniklerine, entelektüel biyografi yazımından sinameki gibi tıbbi bitkiler etrafında yürütülen hararetli tartışmalara kadar uzanan bu çalışma, Doğu ile Batı arasındaki bilgi aktarımını somut örneklerle gözler önüne seriyor. Başarı ve Bastırılma, söylem düzeyinin ötesine geçerek, Rönesans bilginlerinin Arapça üretilen teorileri teknik ayrıntılarıyla nasıl benimsediklerini ya da reddettiklerini gösteriyor ve modern Avrupa kültürünün oluşumunda bu mirasın belirleyici rolünü yeniden düşünmeye davet ediyor.
Metafiziğin Güzelliği
%30

Jean Grondin

Metafiziğin Güzelliği

Çevirmen: Özkan Gözel

Kategori: Felsefe

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> “Burada şu harcıâlem ama aynı zamanda kasten anakronik fikri savunmak istiyorum: Metafizik, bugün bağıra çağıra söylendiği gibi, illallah ettirici, neredeyse utanç verici, ne pahasına olursa olsun bir kenara atılması icap eden yol üzerindeki molozlar mesabesinde olmak şöyle dursun, gerçekte, beşeri felsefe ve düşüncenin en büyük faydaya erişmek üzere temellük edebileceği bir mirası cisimleştirmektedir hâlâ... Bu miras, felsefenin, daima olmuş olduğu şey yani –bir yaşam bilgeliği temin eden– şeylerin anlamına dair müteyakkız ve düşünüp-taşınıcı bir kulak veriş haline yeniden gelmesine imkân verebilir…” Günümüz filozoflarından Jean Grondin Metafiziğin Güzelliği’nde modern düşüncenin faydacı, nominalist ve materyalist eğilimlerine karşı metafiziğin kurucu rolünü ve kalıcı değerini savunuyor. Metafiziğin soyut bir spekülasyon olmaktan ziyade, dünyanın düzeninde ve güzelliğinde temellenen, insanlığın en derin anlam arayışına cevap veren temel bir hermenötik çabası olduğunu gösteriyor. Metafizik ve hermenötiği birlikte düşünen kitap metafiziğin varlığı anlama ve yorumlama çabası olarak özünde hermenötik olduğu, hermenötiğin ise, varlığın anlaşılabilir olduğuna dair temel bir metafizik varsayıma dayandığı tezini esas alıyor: “Hermenötiksiz metafizik kör, metafiziksiz hermenötik boştur.” Metafiziğin Güzelliği dünyanın anlamlı ve akıllı bir ilkenin eseri olduğuna dair en güçlü kanıt olan “güzellik”i faş edip, sonu geldiği söylenen metafiziğin güzelliğinin baki olduğunu iddia ediyor. Bir meydan okuma…
Bilimsel Bir Gerçeğin Doğuşu ve Gelişimi Düşünce Tarzı Ve Düşünce Kolektifi Teorisine Bir Giriş
%30

Ludwik Fleck

Bilimsel Bir Gerçeğin Doğuşu ve Gelişimi Düşünce Tarzı Ve Düşünce Kolektifi Teorisine Bir Giriş

Çevirmen: Elif Hilal Fertellioğlu

Kategori: Felsefe

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Ludwik Fleck’in Bilimsel Bir Gerçeğin Doğuşu ve Gelişimi kitabı 1935’te yayımlansa da Thomas Kuhn’un Bilimsel Devrimlerin Yapısı’na yazdığı meşhur önsözde ona atıf yapmasıyla yeniden keşfedilmiştir. Bu sayede Fleck, Kuhn ve Popper gibi popüler figürlerin öncesinde yer alan, çağdaş bilim teorisinin en etkili figürlerinden biri hâline gelmiştir. Fleck’e göre bilim, taşların üst üste konduğu doğrusal bir birikimle ilerlemez. Bilimsel değişim, bir toplumdaki hâkim düşünce tarzlarının yavaş ama sürekli dönüşümüyle belirlenir. Bu düşünce tarzları tarihsel olarak olgunlaşır, toplumsal koşullara tabidir ve onları taşıyan insan topluluklarıyla âdeta bir “yumak” meydana getirir. Fleck’in kavramsallaştırmasıyla düşünce kolektifleri yeni problemlerin görülmesine ve işlenmesine imkân tanıyan dinamik alanı yaratır. Kuhn’un kesintili devrimlere dayalı modelinin aksine, Fleck sürekli işleyen bir kolektif yeniden-biçimlenme görür. Bu kolektifin varsayımları, üyelerini çoğu kez onlar farkında bile olmadan değiştirmektedir. Elinizdeki kitap yalnızca bilim tarihine dair bir inceleme değil, düşüncenin toplumsal örgütlenişine ve bilginin nasıl mümkün olduğuna dair eskimeyecek bir manifesto ve “gerçek”in kolektif doğasını yeniden düşünmeye davet ediyor…

Kesişimler

Yeni Şef: Bürokratik Tutuculuk ve Liderlik
%30

Niklas Luhmann

Yeni Şef: Bürokratik Tutuculuk ve Liderlik

Çevirmen: Mustafa Şahin Garipbaş

Kategori: Kesişimler

“Yönetici değişikliği idari rutinde heyecan verici ve nadir görülen olaylardan biridir. Seçim sonuçları belli olduğunda ve yeni bir rejim ihtimali söz konusu olduğunda bakanlıkların koridorlarındaki gerginliği hissedebilirsiniz. Akabinde işler neredeyse tamamen durur. Zira kimse ne bekleyeceğini bilemez ve bir süre, âdeta dedikodularda teselli arar hâle gelinir. Bir bölüm yöneticisinin işten ayrılmasının etkisiyse nispeten daha azdır. Fakat bu da ilgi çekici, özel bir durumun ortaya çıkmasına sebep olur: Halef-selef meselesi, idari bir organizasyonun en alt kademelerine kadar popüler bir sohbet konusudur.” İş dünyasındaki sosyal ilişkiler, sosyologların önde gelen araştırma konularından biri olduğu gibi çalışanların ve idarecilerin de en çok merak ettiği konulardan biridir. Yeni Şef: Bürokratik Tutuculuk ve Liderlik modern dünyada, irili ufaklı çeşitli kamu ve özel işletmelerin, çalışanları ve şefleri arasındaki insani ilişkilerin nasıl düzenlendiğini ve bu ilişkinin dinamiklerini çözümlemeye çalışıyor. Niklas Luhmann’ın Yeni Şef’i, çalışanlar ve şefleri arasındaki ilişkilere yeni bir pencereden bakıyor. Yazılı ve yazılı olmayan kurallar, çalışanlar arasındaki gruplaşmalar ve rekabet gibi meselelere değinen eserin sorusu basit: İdareye yeni bir şef geldi, neler olacak?
Homo İnformatiks
%30

Luc De Brabandere

Homo İnformatiks

Çevirmen: İlhan Burak Tüzün

Kategori: Kesişimler

Bir mühendis, matematik tutkunu ve aynı zamanda felsefe alanında akademik çalışmaları olan Luc de Brabandere, farklı alanları sentezlemeyi seven bir düşünür. Yazarın tüm bu yönlerinden beslenerek ortaya koyduğu eser, sayıların diliyle sözel dili karşılaştırarak Homo İnformatiks adlı yeni bir insan türünün doğmakta olduğunu haber veriyor ve bu insan türünün sınırlarını tartışıyor. Eser aynı zamanda Aristoteles’ten Hârizmî’ye, Leibniz’den Thomas Bayes’e, Bertrand Russell’dan Claude Shannon’a pek çok önemli ismi bir araya getiriyor ve internet ve bilgisayarların hızla değişen yenilikçi dünyalarının matematik, mantık ve felsefeye dayanan temellerini tarihsel gelişim süreci içinde ele alıyor. Akıcı bir anlatım tekniği ile kaleme alınan ve Türkçeye Homo İnformatiks: Bilişim, Matematik ve Mantığın Kesişen Dünyaları adıyla kazandırılan bu çalışma, sadece uzmanların değil yenilikçi düşünce ve yaratıcılık gibi konulara ilgi duyan kitapseverlerin de zevkle okuyacağı bir eser.
Yöneticinin Genç Bir Yazar Olarak Portresi
%30

Philipp Schönthaler

Yöneticinin Genç Bir Yazar Olarak Portresi

Çevirmen: Emre Güler

Kategori: Kesişimler

Apple’ın eski CEO’su Steve Jobs bir yönetici, bir vizyoner, bir teknoloji devrimcisi olarak hatırlanıyorsa da, o aslında çok iyi bir hikâye anlatıcısıydı. Çok az insan bir şirket kurup ondan bir dünya devi çıkardıktan sonra bu yetkinlikte ve beceride başarı hikâyesini anlatabilirdi. Jobs’ın devrimci etkisi nedeniyle artık birçok yönetici, CEO ya da genel müdür çok iyi birer konuşmacı ya da hikâye anlatıcısı olmak zorunda. Büyük patronlar iyi birer felsefeci, iyi birer edebiyatçı performansı sergilemek mecburiyetinde ve yoğun eleştiriler altındayken dahi “güleryüzlü ve bilge kapitalist” olarak görünme ihtiyacı hissetmekte. Toplum gönüllüsü olarak çalışmanın, büyük maddi bağışların, aile insanı görüntüsü vermenin yetmediği yerde, şimdilerde bir de TED Konuşmaları yapmak bir gereksinime dönüşmüş vaziyette… Philipp Schönthaler işte bu ilginç meseleyi ele alıyor ve günümüzün profesyonel yaşamında kurum ve insan ilişkilerinin düzenlenmesinde hikâye anlatıcılığının seyrine dair parlak bir değerlendirme sunuyor.
Yaşayan Ölümün Mekânları: Kafka, Chirico ve Diğerleri
%30

László F. Földényi

Yaşayan Ölümün Mekânları: Kafka, Chirico ve Diğerleri

Çevirmen: Emre Güler

Kategori: Kesişimler

Macaristan’ın en saygın entelektüellerinden biri kabul edilen kültür kuramcısı ve sanat tarihçisi László F. Földényi, VakıfBank Kültür Yayınları aracılığıyla ilk defa Türk okurlarıyla buluşuyor. Földényi bu kitapta Rönesans resimlerinden Nazi Almanya’sının şehir planlarına, Giorgio de Chirico’nun gerçeküstü resimlerinden Franz Kafka’nın bürokrasi mekânlarına uzanan bir yolculukta, Batının “ideal şehir” hayalinin izini sürüyor. Yazar doğanın kaosu karşısında her şeyi gören, organize eden ve yönetebilen bir gözün hayalinin moderniteyle beraber tekrar tekrar nasıl inşa edildiğini, bunun arkasındaki zihin dünyasını, ütopya ve ölüm arasındaki yakın ilişkiyi inceliyor. Şehir planlaması, resim sanatı ve edebiyatı birbiriyle konuşturan Yaşayan Ölümün Mekânları: Kafka, Chirico ve Diğerleri metinlerarası ve kuramsal bir eleştiri...

İnsan ve Toplum

İslamofobi Zamanlarında Psikoloji
%30

Tarek Younis

İslamofobi Zamanlarında Psikoloji

Çevirmen: Alican Erdem

Kategori: İnsan ve Toplum

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Tarek Younis, bu eserinde psikolojinin steril laboratuvarlarından çıkıp, onun devlet politikaları, İslamofobi ve neoliberalizmle kurduğu karanlık ortaklığı mercek altına alıyor. Yazar, ırkçılığın ve yapısal şiddetin yarattığı yıkımı bireyin iç dünyasına hapseden “terapötik ethos”u sert bir dille eleştirerek yerleşik terapi anlayışına meydan okuyor ve acısını sosyal bir tepkiye dönüştürenlerin psikoloji eliyle nasıl pasifize edildiğini tartışıyor. Bu bağlamda mindfulness pratiklerinden kimi İslami psikoloji akımlarına kadar pek çok yöntemin birer uyum aracına nasıl dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Psikolojinin politik işlevini anlamak isteyenler için ufuk açıcı bir eser.
Dante’nin Kemikleri: Bir Şair İtalya’yı Nasıl Kurdu?
%30

Guy P. Raffa

Dante’nin Kemikleri: Bir Şair İtalya’yı Nasıl Kurdu?

Çevirmen: Özlem Günenç

Kategori: İnsan ve Toplum

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Öte dünya hakkındaki eseri İlahi Komedya ile edebiyat tarihinde müstesna bir yere sahip Dante’nin ölümünden sonraki hayatı oldukça sıradışı olmuştur. Dante Alighieri 1321’de Ravenna’da gömüldüğünde, bedeni yedi yüzyıl sürecek bir serüvenin eşiğindeydi. Kemikleri bir azizin kutsal emanetleri gibi çalınacak, bir Fransisken rahip tarafından duvar ardında gizlenecek, 1865’te bir taş ustası tarafından tesadüfen keşfedilecek, kafatası ölçülüp faşist ırk politikalarına alet edilecek, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi yağmacılarından ve bombardımanlardan korunacak ve nihayet 2006’da bilgisayar destekli bir yüz rekonstrüksiyonuyla yeniden hayat bulacaktı. Guy Raffa, Dante’nin Kemikleri’nde bu tarihsel sürecin tamamını ilk kez bir araya getiriyor. Lorenzo de’ Medici, Michelangelo ve Papa X. Leo gibi meşhur isimlerin yanında, adı tarihe dahi geçmeyen çok sayıda insanın aktörleri arasında yer aldığı bu hikâye, sanat ve mimarlıktan adli bilime, ceset hırsızlığından siyasal manipülasyona uzanan inanılmaz bir örgü sunuyor. Kitapta, şairin bedeni kemik parçaları ve bir toz yığınına dönüşürken tarihsel ağırlığının nasıl büyüdüğünü, Rönesans Floransa’sında siyasal ve edebî bir kahraman, on dokuzuncu yüzyılda birleşik İtalya’nın atası, faşizm döneminde milliyetçi bir sembol ve nihayet bugün tanıdığımız küresel bir ikon haline geldiğini göreceksiniz. Elinizdeki kitap yalnızca bir şairin kemiklerinin peşinden giden bir dedektif hikâyesi değil, bir ulusun kendisini bir avuç kalıntı etrafında nasıl inşa ettiğinin tarihidir.
Bâtınilik ve Akademi
%30

Wouter J. Hanegraaff

Bâtınilik ve Akademi

Çevirmen: Emrah Saraçoğlu

Kategori: İnsan ve Toplum

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> “Bâtınilik” ya da “okült” hakkındaki algılarımız kendimize dair nasıl düşündüğümüzle ayrılmaz biçimde iç içedir: Neredeyse hiçbir zaman bu olgunun bilincinde olmasak da entelektüeller ya da akademisyenler olarak kimliğimizin bizatihi kendisi, o kimliğin ters ayna imgesinin zımni reddine dayanır. İşte bu yüzdendir ki “Batı bâtıniliği” sahası, bir bütün olarak akademik araştırma için potansiyel anlamda patlayıcı içerimler taşımaktadır. Ona ilişkin miras aldığımız varsayımların, tarihsel kaydın ön yargısız soruşturulmasından ziyade, ideolojik inşaların ve basmakalıp yargıların yansıması oldukları için yetersiz kaldıkları ortaya çıkarsa o zaman bizatihi kendi kimliğimizin temellerini yeniden düşünmek zorunda kalacağımız kesindir. Bâtıni ya da okült ötekiliğe ilişkin muhayyel inşalarımız aynı zamanda bizatihi kendiliğimizin inşasıdır ve bu yüzden de “onların” farklı olduğu ortaya çıkarsa eldeki soru bunun bizim için ne ima ettiğidir. Akademisyenler “bâtıni”, “okült” ya da “büyülü” inançlara küçümseyerek bakmaya meyyaldir, ancak genelde bu terimlerle anlatılan dinî ve felsefi gelenekler ya da bunların entelektüel tarih için önemi konusunda cahildirler. Wouter J. Hanegraaff, entelektüellerin İncil dini ve Antik Yunan aklının temellerine meydan okumuş, Geç Antik Dönem’den kalma bir dizi “pagan” fikirle Rönesans’tan beri nasıl hesaplaşmaya çalıştıklarının göz ardı edilmiş hikâyesini anlatıyor. Protestan ve Aydınlanma polemikleri temelinde akademiden sürgün edilmiş bu gelenekler, öteki olarak algılanır hâle gelmiş, akademisyenler de günümüze değin kimliklerini bu öteki üzerinden tanımlamışlardır. Hanegraaff, Bâtınilik ve Akademi’deki irdelemesini birincil ve ikincil kaynaklar üzerine titiz bir çalışmayla temellendirerek okuru 15. yüzyıldan günümüze uzanan heyecan verici bir entelektüel yolculuğa çıkarıyor ve dışlanmanın bu unutulmuş tarihinin din, felsefe ve bilimin müesses klasik anlatılarına dair ne gibi içerimler taşıdığını sorguluyor.
Edward Said Sonrası Oryantalizmi Yeniden Düşünmek
%30

Edward Said Sonrası Oryantalizmi Yeniden Düşünmek

Kategori: İnsan ve Toplum

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Yarım yüzyıldır Doğu ile Batı arasındaki bilgi, iktidar ve temsil ilişkilerine dair tartışmaların merkezinde yer alan Oryantalizm adlı eserinde Edward Said, Avrupa’nın siyasi-iktisadi-kültürel çıkarlarıyla şekillenen düşünce geleneğini çözümlemiş; mesleki uzmanlığın ötesinde, oryantalizmin çeşitli toplumsal ve siyasal bağlamlarda nasıl yürürlükte olduğunu göstermişti. Elinizdeki derleme, verimli sonuçlarını göz ardı etmeden Said’in mirasının bugün neye dönüştüğünü ve hangi açılardan sorgulanabileceğini ele alıyor. Edward Said Sonrası Oryantalizmi Yeniden Düşünmek, teorik-tarihsel temellerden küresel-siyasal boyutlara, akademik yönelişlerden İslam çalışmalarına, kültürel temsillerden farklı coğrafya ve bağlamlarda yeniden inşa süreçlerine uzanan geniş bir yelpazede oryantalizm tartışmalarına bütüncül ve eleştirel bir katkı sunuyor.

Çocuk

Teo ve Bir Aşığın İcatları
%30

Marlies Bardeli

Teo ve Bir Aşığın İcatları

Çevirmen: Oğuz Tarihmen

Kategori: Çocuk

Teo geçmişe yolculuk yapmanın bir yolunu bulur ve gittiği yerde, bir mucitle arkadaş olur: Bay Kubin, küçük bir ortaçağ kasabasında toplumdan uzak, sakin bir hayat sürmektedir. Ancak günün birinde Agatha’ya âşık olur ve o günden itibaren işler değişir. Önce sevdiği kadına duygularını ifade etmek için en iyi bildiği şeyi yapar: Türlü icatlar! Ancak bunun yeterli olmadığını fark eden Teo, Bay Kubin’e yardım etmek için zamanda yolculuk yapmaya devam etmek zorunda kalacaktır. Anne ve babası Teo’ya yol gösterse de Bay Kubin’le birlikte kendi yollarını çizmek zorundalar. Teo ve Bir Aşığın İcatları, 2010’da Alman Gençlik Edebiyatı ödülüne aday eserler arasında gösterilmiş sıcak bir hikâye!
Iyyy! Solucanlar
%30

Vivian French

Iyyy! Solucanlar

Çevirmen: Hazal Bozyer

Kategori: Çocuk

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Toprak solucanlarıyla tanışmaya hazır olun. Bahçenizde yaşayan bu olağanüstü canlılarla ilgili sıcacık bir hikâye sizleri bekliyor!
Bitkilerle İyileş Kelebeğin Hazinesi
%30

Esma Yıldız

Bitkilerle İyileş Kelebeğin Hazinesi

Kategori: Çocuk

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Türkiye’nin rüzgârlarıyla kanatlanan, Dağların serinliğini, vadilerin kokusunu, Kanatlarına sığdıran, Zarif, bilge ve gezgin kelebek… Kelebeğin kanadına takılmaya ve bir gezintiye çıkmaya ne dersiniz? Türkiye’nin neresinde olursanız olun, balkon bahçelerinde, yol kenarlarında, tarlalarda, ovalarda… Kelebeğin Hazinesi ile şifalı bitkilerimiz Türkiye’nin her yerinde. Keşfedilmek için sizleri bekliyor!
Muhteşem Meşe Ağacı
%30

Zoe Armstrong

Muhteşem Meşe Ağacı

Çevirmen: Hazal Bozyer

Kategori: Çocuk

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Her şey, genç bir karatavuğun yaşlı bir meşe ağacının neden hiçbir şey yapmadan öylece durduğunu merak etmesiyle başladı. Neden hiç hareket etmiyor? Küçük tırtıllar ve kabuklarında gezinen böcekler onu içten içe kemiriyor! Meşe ağacı, yapraklarının hepsini dökünce ne olacak? Hadi, siz de küçük karatavuğa katılın ve muhteşem meşe ağacının hayatındaki bir yılı takip edin. Meşe ağacının ormandaki sessiz gücüne ve bir yıl boyunca ne kadar meşgul olduğuna inanamayacaksınız!

Klasik

Esmâ-i Hüsnâ Şerhi
%30

Ebû Hâmid Muhammed el-gazzâlî

Esmâ-i Hüsnâ Şerhi

Çevirmen: Prof. Dr. Ömer Aydın

Kategori: Klasik

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Birisi, “Ben Allah’ı biliyorum.” dese doğru söylemiş olur. Birisi de “Ben Allah’ı bilmiyorum.” dese o da doğru söylemiş olur... Akıllı bir kimseye düzgün bir yazı gösterip “Bunu yazanı tanıyor musun?” desen o da “Hayır!” cevabını verse doğru söylemiş olur. Eğer “Evet! Onu yazan diri, kâdir, işiten, gören, sağlıklı eli bulunan, yazmayı bilen bir insandır. Onun bütün bu özelliklerini bildiğime göre onu nasıl tanımam!” demiş olsaydı yine doğru söylemiş olurdu. “Tanrı’yı bilebilir miyiz?”, “Tanrı’yı nasıl bilebiliriz?, “Tanrı’yı bilmeli miyiz?” Gazzâlî Esmâ-i Hüsnâ Şerhi’nde bu evrensel sorulara kelamî, tasavvufî bir perspektifle cevap veriyor. Allah’a dair bilgiyi; mutlak anlamda bilinmesi mümkün olmayan zâtın bilgisi, kulun kendileriyle vasıflanarak bilebileceği sıfatların-isimlerin bilgisi ve isimlerin tezahürü olarak ortaya çıkan fiillerin bilgisi olarak üç farklı kademede inceliyor. Allah’ın doksan dokuz isminin anlamlarını açıklayıp insanın bu isimlerden nasibinin ne olduğu, isimleri anlamak için nasıl bir pratik gerektiğine dair bilgiler veriyor. Platon’dan beri felsefenin gündeminde olan isim-müsemmâ meselesini varlıkların isimlerinden Allah’ın isimlerine doğru bir seyirle tartışıyor. Esmâ-i Hüsnâ Şerhi dil, bilgi ve ahlaka dair meseleleri teoloji çerçevesinde düşünmek ve Allah’ın isimlerinin anlamlarını Gazzâlî’den öğrenmek isteyenler için önemli bir eser.
Dört Başkent Medeniyetin Kurucu Şehirlerine Seyahat: İstanbul, Kahire, Tebriz, Herat
%30

Emir Hüseyin Ebîverdî

Dört Başkent Medeniyetin Kurucu Şehirlerine Seyahat: İstanbul, Kahire, Tebriz, Herat

Çevirmen: Turgay Şafak

Kategori: Klasik

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> İstanbul genişlik bakımından dünya kadardır. Mümin ve kâfir orada emniyettedir. Göğün topları burcunu dövse onun üzerinden bir zerre toprak bile düşmez yere. Üç tarafı denizlerle çevrilidir, âlem iyisine de kötüsüne de hayrandır. Orada pek muazzam bir cami vardır, onun önünde durduğunda gökyüzünü göremezsin. Caminin adı Ayasofya’dır; gökyüzünden daha yücedir, tastamamdır. Manzum seyahatnamelerin en eskilerinden birisi, Feyzî mahlasını kullanan Emir Hüseyin Ebîverdî’nin Dört Başkent (Çâr Taht) adlı seyahatnamesidir. Ebîverdî; Osmanlı padişahı II. Bayezid’den Akkoyunlu hükümdarı Yâkub Bey’e, Şeybânî Han’dan Şah İsmail’e değin devrinin önemli hükümdarları ile görüşmüş; Molla Câmî’den Ali Şîr Nevâî’ye kadar döneminin önemli isimleri ile irtibat kurmuş, bu mühim isimlerin çevresinde yer almış bir şairdir. Ebîverdî, Dört Başkent (Çâr Taht) adını verdiği eserinin her bir bölümünde bir başkente yaptığı yolculuğu ve o ülkenin padişahıyla yaptığı görüşmeyi anlatmıştır. Şairin, 15. asrın sonlarında Memâlik-i Rum (Osmanlı Devleti) ve payitahtı İstanbul’dan Memâlik-i Arab (Memlükler) ve payitahtı Kahire’ye, Memâlik-i Azerbaycan (Akkoyunlular) ve payitahtı Tebriz’den Memâlik-i Horasan (Timurlular) ve payitahtı Herat’a yaptığı seyahatleri keyifle okuyacaksınız.
Kırk Hadis, Beng ü Bâde, Enîsü’l-Kalb Bütün Eserleri 3
%30

Fuzûlî

Kırk Hadis, Beng ü Bâde, Enîsü’l-Kalb Bütün Eserleri 3

Kategori: Klasik

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Mü’min olmaz kişi hakîkat ile Dutmayınca tarîk-ı terk-i hevâ Her ne öz nefsine revâ görse Yâr u kardaşa görmeyince revâ Hz. Peygamber’in “Sizden biri kendisi için sevip istediğini, kardeşi için sevip istemedikçe iman etmiş olmaz.” hadis-i şerifini, Türk edebiyatının en büyük söz ustası Fuzûlî işte böyle; âhenkli, veciz ve sarih bir üslûp ile ifade ediyor... VakıfBank Kültür Yayınları, Fuzûlî’nin eserlerini, alanında uzman edebiyatçıların titizlikle sadeleştirip günümüz Türkçesine özenle aktardığı yedi ciltlik bir külliyat hâlinde bugünün diline kazandırıyor. Elinizdeki kitap, Fuzûlî’nin Kırk Hadis, Beng ü Bâde ve Enîsü’l-kalb adlı eserlerini ihtiva eden, külliyatın üçüncü cildi. Bu cilde, yukarıda Fuzûlî’nin veciz bir şekilde ifade ettiği dizeleri bugünün diliyle “Layıkıyla mümin denmez kişiye / Nefsinin yolunu terk etmedikçe / Kendisine neyi istiyor ise / Kardeşine onu istemedikçe” şeklinde okuyacağınız Kırk Hadis ile başlayacaksınız. Sonrasında, Fuzûlî’nin gençlik döneminde kaleme alıp Şah İsmail’e sunduğu, şarap ile esrarın üstünlüklerinin münazara üslubuyla anlatıldığı Beng ü Bâde ile hakikat arayışının mecazlarla örülü anlatımına şahit olacak ve nihayet, güzel söz söylemenin sanatkârane bir üslupla yüceltildiği, hırs ve riyânın tenkit edildiği ve dönemin devlet büyüklerinin adaletsizlikleri nedeniyle sorgulandığı Enîsü’l-kalb adlı kaside ile şiirin hem estetik hem de eleştirel bir ses olabileceğine tanık olacaksınız.
Hükümdara Öğütler Mengzi Klasiği
%30

Mengzi

Hükümdara Öğütler Mengzi Klasiği

Kategori: Klasik

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Aile büyüklerine hürmet edilmelidir ki hürmet, diğer hanelere de ulaşsın. Evlatlara şefkat duyulmalıdır ki şefkat, diğer hanelere de yayılsın. Bu sayede, yeryüzünün yönetimi avuçlarınızın içinde olacaktır. Şiirler Klasiği’nde şöyle denir: “Davranışlarınla önce eşine örnek ol, sonra davranışlarını hane içindeki kardeşlerine göster ve en sonunda bu davranışlarını toplum geneline yay.” Bunun anlamı, benliğin iyiliğini başkalarına ulaştırmaktır. Mengzi (MÖ 372-289); insan doğasının doğuştan iyi olduğu teorisiyle antik dönem Çin felsefesine yepyeni bir soluk getiren, Konfuçyüs (MÖ 551-479) tarafından benimsenen ahlak öğretisini miras alarak detaylandıran, geliştiren ve bu öğretinin dünya çapında tanınmasına asıl katkıyı sağlayan filozoftur. Kadim Çin medeniyetinin günümüze dek korunan ve Uzak Doğu kültürünü şekillendiren geleneksel yapısını anlamak adına Konfuçyüs öğretisindeki normatif çerçeveyi bilmek ne kadar önemliyse, Çin ulusunun gelecek nesillere aktardığı siyasi ideolojisini anlamlandırmak adına Mengzi felsefesindeki hümanist yaklaşımı bilmek de bir o kadar önemlidir. Konfuçyanizm’in en değerli eserleri arasında yer alan Hükümdara Öğütler: Mengzi Klasiği, edebî kuvvetliliği ve felsefi berraklığı sayesinde bilgiyi ve erdemi özümseme, sosyal yaşamı düzenleme ve ideal siyaseti belirleme hakkında ayrıntılı anlatımlar sunuyor. Konfuçyüs’ün dile getirmediği konuları açıklayan ve önceleyen bu klasik, insanın doğuştan gelen iyi eğilimlerini nasıl koruması gerektiği temelinden ilerleyerek kişisel gelişimin tamamlanmasında psikolojik sürecin önemini vurgulayan ve beşerî ilişkilerin kurulmasında toplumsal eşitliğin gereksinimini destekleyen argümanlarıyla öne çıkıyor.

Bilim

Alexander Graham Bell: Bağlantı Kurma
%30

Naomi Pasachoff

Alexander Graham Bell: Bağlantı Kurma

Çevirmen: Mustafa Gül

Kategori: Bilim

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Elinizde bulunan Alexander Graham Bell biyografisi, çok yönlü bir şahsiyetin ve yaşadığı dönemin mükemmel bir özetidir. Yazar Pasachoff kitabında, Bell’in hayatındaki önemli olayları, kardeşlerinin trajik ölümlerini, ailenin Londra’dan Kanada’ya taşınması ve kayınpederi Gardiner Hubbard ile tanıştığı Boston’daki öğretmenlik görevi de dahil birçok konuya değinmektedir. Konuşma terapisti bir baba ve işitme engelli bir annenin oğlu olan Bell’in sesi iletme ve havacılık alanındaki olağanüstü başarıları kitapta yer alan konular arasındadır. Telefon ve diğer birçok çığır açan icadı, modern çağın en dönüştürücü ve kalıcı buluşları arasında yer almaktadır. Ancak Bell, işitme engellilerle yaptığı çalışmaları, onlara eğitim vermenin yanı sıra iletişimi kolaylaştıracak araçlar icat etmeyi hayatının en önemli eseri olarak görüyordu. Bunlara ek olarak Pasachoff, Bell’in hayatındaki başlıca tartışmalı konuları dikkatli bir şekilde ele almaya çalışmaktadır; bunlardan biri, Bell’in patent başvurusunu yaptıktan birkaç saat sonra konuşan telgraf için bir ön başvuru yapan Elisha Gray ile olan rekabettir. Bell’in yaşamına ait detayların yanında telefon ile fotofonun çalışma prensiplerini açıklayan yararlı ek bilgiler ile konuşma ve ses hakkındaki temel fizik bilgileri içeren eser keyifli bir okuma vadetmektedir.
Fizikte İdealleştirmeler
%30

Elay Shech

Fizikte İdealleştirmeler

Çevirmen: Fazilet Fatıma Alçık

Kategori: Bilim

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Hava sürtünmesini dikkate almadan basit bir sarkacı veya viskoz olmayan akışkan kabulü altında hava akımını modellemek, gerçek bir sarkaç veya akışkanın davranışının idealleştirilmesidir. Dolayısıyla, idealleştirmelerin fizikte nasıl işlediğini anlamak, mevcut en iyi fiziksel model ve teorilerimizden gerçekliğe dair nasıl bilgi edindiğimizi açıklamak için elzemdir. Elay Shech’in Fizikte İdealleştirmeler kitabı, fizikte modelleme üzerine felsefi literatürdeki önemli gelişmeleri bize tanıtmak gibi son derece büyük bir görevi üstleniyor. Basit sarkaçtan kuantum mekaniğine kadar verdiği örneklerin yanında Shech, bize aynı zamanda fizikte idealleştirmeler konusunun muazzam felsefi potansiyelini göstermeyi de amaçlıyor. Bunu da idealleştirmelerin, özelde fizik felsefesinin genelde ise bilim felsefesinin en önemli tartışmalarından bazılarındaki rolünü ana hatlarıyla ortaya koyarak yapıyor. Felsefedeki temsil tartışmalarına değiniyor, ardından Platonculuk ve bilimsel gerçekçilik sularına uğruyor. Dolayısıyla, Fizikte İdealleştirmeler kitabı, modelleme konusuna ne fiziksel uygulamaların teknik kesinliğinden ne de konuyla ilgili felsefi düşüncenin ana hatlarının kavramsal derinliğinden vazgeçmeden yaklaşmak isteyen her okuyucu seslenmeyi başarıyor.
Fizik ve Hesaplama
%30

Armond Duwell

Fizik ve Hesaplama

Çevirmen: Fazilet Fatıma Alçık

Kategori: Bilim

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Bu kitap, fiziksel sistemlerde geçerli hesaplama alanındaki temel konulara kavramsal bir giriş sağlamayı hedeflemektedir. Öncelikle, okuyucunun Turing’in geliştirdiği hesaplama kavramını, bu kavramdan elde edilen sonuçları ve bu sonuçların hesaplama imkânlarının sınırları hakkında ne gösterdiğini anlamasına yardımcı olmaya çalışmaktadır. İkinci olarak, okuyucuyu, fiziksel bir sistemin hesaplama sistemi olması için gereken en genel özellikleri sağlayan fiziksel sistemlerdeki hesaplama analizleri konusunda bilgilendirmektedir. Son olarak, okuyucuya farklı kuantum bilgisayar türlerini tanıtmayı, kuantum hızlanmasını tanımlamayı ve kuantum hızlanmasının bazı açıklama taslaklarını sunmayı amaçlamaktadır. Fizik ve Hesaplama içerik olarak, günümüz felsefe ve bilim tartışmalarını takip edenler için ilgi çekici bir okuma sunmaktadır.
Fiziksel Büyüklüklerin Felsefesi
%30

Niels C. M. Martens

Fiziksel Büyüklüklerin Felsefesi

Çevirmen: Mustafa Bayrak

Kategori: Bilim

<strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> Dış dünyada karşılaştığımız cisimlerin fiziksel özellikleri büyüklüklerle ifade edilir. Su aygırları kirpilerden daha ağırdır, kurbağalar iribaşlardan daha uzun boyludur ve flamingolar pirelerden daha hızlı uçar. Fiziğin özellikleri de böyledir; elektronlar ve protonlar farklı büyüklükte yüklere sahiptir, yukarı kuarklar ve aşağı kuarklar farklı spinlere sahiptir ve x-ışınları ve radyo dalgaları farklı frekanslara sahiptir. Fizik, kimya ve biyoloji gibi bilimler niceliksel ve dereceleri olan özelliklerle doludur. Dahası, bu fiziksel büyüklükler genellikle boyut sahibidir; bir sayı çarpı bir birim ile temsil edilirler. Bu, fiziksel gerçeklik için önemli olanın yalnızca büyüklük oranları olduğu anlamına mı gelir, yoksa bu oranların ötesinde mutlak büyüklüklere de ihtiyaç var mıdır? Evrendeki tüm kütleler, tüm elektirik yükleri ya da mesafeler aniden iki katına çıksa, bir fark algılar mıydık? Bu tür ölçeklendirme dönüşümleri dünyamızın içsel simetrisi midir? Başka simetriler var mıdır? Kitap bu temel soruları, sadece Mors alfabesi ile iletişim kurmaya izin verilseydi, bir kilogramın anlamının uzaylılara nasıl aktarılacağı düşünülerek yazılmıştır.

E-Posta Adresiniz

Yeni çıkan kitaplar, kampanyalar ve tüm yeniliklerden haberdar edelim.

Haber Bülteni Aboneliği
Örnek: isim@example.com

Üyelik Sözleşmesi, Aydınlatma Metni'ni ve Gizlilik ve Çerez Politikası'nı okudum, anladım ve onaylıyorum.