Doğu Hilafeti’nin Toprakları İslam Fethinden Timur’a Mezopotamya, Iran Ve Türkistan
KATEGORİ: Tarih
Çin: Tarih, Kültür ve Medeniyet
Kuzey Kafkasya Halkları
Milletim Bahtiyar Olsun Celal Bayar’ın Cumhurbaşkanlığı Dönemi
Bütün Şiirleri (Ciltli-Sert Kapak): Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârlarıyle, Rubâîler ve Hayyam Rubâîlerini Türkçe Söyleyiş
KATEGORİ: Edebiyat
Batı’da ve Türkiye’de Sergicilik Tarihi
KATEGORİ: Sanat
Alexander Graham Bell: Bağlantı Kurma
KATEGORİ: Bilim
Madde, Uzay ve Zaman: Antik Teoriler ve Takipçileri
KATEGORİ: Felsefe
HOŞ GELDİNİZ
{{ item.productName }} {{ item.quantity }} Adet {{ item.productPriceString }}
SEPETİNİZDE ÜRÜN BULUNMAMAKTADIR
Çorak topraklarda geçen bir çocukluk
Başka bir eğitim mümkün
Ludwig Wittgenstein
YÜCEL KAYIRAN
1946 yılında Karl Popper, Ludwig Wittgenstein üzerinde hatırı sayılır bir skandal yaratmıştı. Popper, ‘Açık Toplum ve Düşmanları’ kitabı vesilesiyle oldukça popülerdi. Kitap temelde komünist rejimlerin felsefi temellerine yönelik bir eleştiriydi. Böyle bir ortamda Popper, Russell ve Wittgenstein’ın da katıldığı bir ortamda ‘Felsefi Sorunlar Var mıdır?’ başlıklı bir bildiri sunar.
Wittgenstein soruna kuşkuyla bakmaktadır, sunumun ardından tartışma Popper ile Wittgenstein arasında devam eder. Bir soba veya şömine etrafında oturuyor olsalar gerek ki Wittgenstein’ın elinde bir maşa vardır. Tartışma ‘etiğin statüsü’ konusuna gelir; filozof, Popper’a “bir ahlaki kural örneği vermesini” söyler.
Bu olayı, biz Popper’ın anlatımı üzerinden bildiğimiz için, Wittgenstein’a nasıl yanıt verdiğini kendisinden dinleyelim:
“Ona şöyle karşılık verdim: ‘Konuşmacıları maşalarla tehdit etmemek.’ Bunun üzerine Wittgenstein öfkeyle elindeki maşayı yere attı ve hışımla odadan çıkıp kapıyı çarptı.” Popper, bunu hayatının sonuna kadar kullanmıştır. Daha sonra, olayın başka tanıkları, olup bitenin Popper’ın anlattığı gibi olmadığını yazacaktır. Popper müstakil bir filozof olmadığı için bunu pek önemsemiş görünmüyor. Müstakil filozof derken kastettiğim, bir filozofun felsefesinin temellerini, dönemsel, yani tarihsel ve toplumsal sorunlardan bağımsız olarak kurması durumudur. Meselenizi dönemsel olan üzerine kurarsanız, o dönem geçtiğinde sizin meseleniz de o dönemle birlikte geçip gider. Felsefe, sel gidince geriye kalan kum gibidir ya da olmalıdır. Bu aslında şiir için de geçerlidir. Komünist rejimlerin yıkımıyla Popper’ın popülaritesi de sona erdi.
Bir tahammül edememe hali söz konusu.. Burada önemli olan şu: Wittgenstein’ın tahammül edememesi, bir hiyerarşik anlayıştan mı kaynaklanmaktadır, yoksa felsefi bir durumdan mı, yani zihnin hızlı çalışmasından mı?
Bu soruya ve Popper’ın ithamına yanıt olabilecek durumlar üzerinde, filozof Oets Kolk Bouwsma’nın (1898-1978) bugünlerde Türkçeye çevrilen ‘Wittgenstein Ile Konuşmalar (1949-1951)’ adlı kitabıyla birlikte yeniden düşünmek mümkün... ‘Wittgenstein ile Konuşmalar’, Bouwsma’nın Wittgenstein ile gerçekleştirdiği felsefi konuşma, görüşmelerden sonra günü gününe tuttuğu notlardan oluşuyor. Bouwsma, bir öğrenci gibi dinlemiş Wittgenstein’ı: “Nadastaydım ve Wittgenstein üzerime bir tohum gibi düştü.” [Ne kadar kıskandım bu benzetmeyi.] Filozof için şu notları düşmüş: “Bir kule gibi, yüksek ve bağımsız, kimseye yaslandığı yok. Kendi ayakları üzerinde duruyor. Korkusu yok kimseden. ‘Kimse bana zarar veremez.’ Ama başkaları ondan korkuyor.” Wittgenstein 29 Nisan 1951’de öldü. Bouwsma’nın günlükleri, filozofun ölümünden hemen önceki yılları ve günleri kapsıyor; günlüğün son tarihi ‘16 Ocak 1951’ başlığını taşıyor. Ama günlük, 1986 yılında, Bouwsma’nın ölümünden sonra yayımlanmış.
‘Wittgenstein ile Konuşmalar’da öncelikle önemli olan konuşmaların içeriği değil, ki onlar da çok önemli elbet ama daha önemlisi Bouwsma’nın, Wittgenstein hakkındaki gözlemleri. Bu gözlemlerden biri, filozofun, “birini korkutmaya kesinlikle yetecek ölçüde bir yoğunluk ve ivecenlik” içinde olduğunu dile getirir. Wittgenstein, Bouwsma’nın sorularına anında cevap vermekte ve her defasında doğrudan sorunun özüne nüfuz etmektedir. Diğeri ise “Wittgenstein’ın beyhude konuşmalara ve anlamca belirsizliğe katlanamadığına” ilişkindir. Netlik felsefenin ayırıcı özelliği ise belirsizlik/çokanlamlılık da edebiyatın bir özelliğidir. Nitekim Bouwsma, Wittgenstein’ın, “Shakespeare üzerine verilen derslere girmenin ve lirik şiirler çevirmenin akla hayale sığmaz, kötü işler olduğunu söylediğini de” notlarına eklemiş.Wittgenstein’ın durumunu onun biyografilerinden anlamak da mümkündür elbet. Ama biyografi bir anlatıdır. Bouwsma, bir tanıklığı dile getirir.
WITTGENSTEIN İLE KONUŞMALAR
(1949-1951)Oets Kolk BouwsmaÇeviren: Muhammed Emin GüzelVakıfBank Kültür Yayınları, 2022120 sayfa.
*Bu yazı ilk olarak Hürriyet'te yayımlanmıştır.
Kategori: Felsefe
₺80,00 ₺160,00
stop
Elif Özkan
İlker Gezici
Yeni çıkan kitaplar, kampanyalar ve tüm yeniliklerden haberdar edelim.
Üyelik Sözleşmesi, Aydınlatma Metni’ni ve Gizlilik ve Çerez Politikası’nı okudum, anladım ve onaylıyorum.
Lütfen kontrol işlemini tamamlayın:
{{ captchaError }}
KVKK Aydınlatma metni burada gösterilecek...